Harran üniversitesi ve sivil toplum kuruluşları aracılığı ile düzenlenen ‘Risale-i Nur ve Tecdit’ konulu sempozyumda, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin fikirleri tartışıldı. 28 akademisyenin katıldığı sempozyum büyük ilgi gördü.

 

Pazartesi, 16 Eylül 2013 14:33

Nur Ayetinin Risale-i Nur İle Alakası

Nur Ayetinin Risale-i Nur İle Alakası 

“Risale-i Nur” ve Risale-i Nurun membaı olan “Hizb-i Nuri” ve “Cevşenü’l-Kebîr” okunduğu zaman kâinat dile gelmekte ve açıklanan her bir ism-i ilâhi bu kâinattaki bir âlemi nurlandırdığı görülmektedir. Zulümat karanlıklarını izale etmekte, gafleti ve bu gaflete sebebiyet veren tabiatları ve tağutları parça parça etmektedir. Ehl-i dalaletin boğulduğu tabiat perdesinin arkasında “Tevhit Nurları” görünmekte ve orayı nurlandırmakta olduğu hem göze, hem akla, hem diğer duygulara görünmektedir.
Risale-i Nur kâinatı baştanbaşa âyineler hükmünde tecelliyat-ı esmaya mazhariyetlerini öyle göstermektedir ki gafletin imkânı olmamaktadır. Böylece Risale-i Nurlar kâinat kadar geniş bir mertebe-i huzuru anlayarak okuyanına kazandırmakta ve kâinat genişliğinde bir ubudiyet dairesi açmaktadır. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.332)
Sonuç olarak bu kutsî ayet açık bir ifade ile Nur-u İlâhi ve Nur-u Kur’ânî ve Nur-u Muhammedi’yi (as) ders verdiği gibi, manay-ı işârisi ile de her asra baktığı gibi on üçüncü asrın sonuna ve on dördüncü asrın başına dahi bakar ve dikkatle baktırır. Elbette bu asırda ortaya çıkan maddi elektrik nuruna ve manevi iman nuru olan Risale-i Nura bakar ve baktırır. (Şualar, 2005, s. 1058-1065) Risale-i Nurun müellifi dahi, medrese usulüyle on beş senede tahsil edilecek ilimleri üç ayda tahsil ederek doğrudan Kur’andan almış ve asrın idrakine ve insanların istifadelerine sunmuştur. Bu manaya da “ateş dokunmadan ışık verir” cümlesi ebced ve cifir ilmine göre 1279 ve 1284 tarihlerine işaret eder.“O Nur ateş dokunmadan ışık verir.” On üçüncü ve on dördüncü asırda semavi lambalar ateşsiz yanarlar ve ateş dokunmadan yanarlar. Bu elektriktir. Bu ayet elektriğe ve ampule işaret ettiği gibi cifirce 1280 (1870) tarihini göstererek bu tarihten sonra elektriğin bulunacağına işaret etmiştir. Aynı şekilde manevi bir elektrik ve nur olan Risale-i Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim (İman İlmi) olduğu halde külfet-i tahsile ve ders çalışmaya ve başka üstatlardan öğrenilmeye muhtaç değildir. Herkes ilgi ve istidat derecesine göre o yüksek ilmi, meşakkat ateşine gerek kalmadan her yerde bulup kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir.Nasıl ki elektriğin kıymetli metaı ne şarktan ne de garptan celbedilmiş bir mal değildir. Belki yukarıdan cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır ve her yerde bulunur, başka yerde aramağa lüzum yoktur. Öyle de manevi bir Nur olan Kur’an dahi taraf-ı ilâhiden “Vahy-i Semavi” ile kalb-i nebiye inzal edilmiştir. Aynen bunun gibi manevi bir elektrik olan Risale-i Nur dahi ne şarkın malûmatından ve ulûmundan ne de garbın felsefe ve fünûnundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semâvî olan Kur’ânın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.“Zücâce de sanki ışık saçan bir inciye benzer.” Uzaktan baktığın zaman parlar ve parlaklığı ile aydınlatan beyaz bir inci gibidir. “Aydınlığını bir mübarek zeytin ağacından alır.” O ağaç ise kökleri semada olan “Tuba Ağacı” gibidir ki ona yapışan kopmaz sağlam semavi bir ip gibidir. Bu ağacın bir ucu Cennete, bir ucu ise Arşa bağlıdır. O İslamiyet ağacıdır ki kaynağı vahy-i semavîdir. O şecerenin dalları ise Hz. Âdemden (as) günümüze kadar gelen peygamberlerin getirdiği esaslardır. Hepsi bir köke ve ağaca bağlıdır. Bu nedenle peygamberlerin dinleri birdir ve bu din Allah’ın razı olduğu Tevhit ve İslam dinidir.“O nurun misali ve temsili misbah içindeki mişkât gibidir.” Yani, Nur-u İlâhi, Nur-u Kur’ânî ve Nur-u Muhammedî’nin (as) misali aydınlatan kandil gibidir. Kandil nasıl maddi âlemi ışığı ile aydınlatarak karanlığı izale ediyor ise iman nuru da küfür ve cehâlet karanlığını öyle izale ederek hak ve hakikati açıkça gösterir.Nur Ayeti doğrudan Risale-i Nura işaret ederek on vecihle “Risale-i Nuru” göstermektedir. Ayrıca “Risale-i Nur” Kur’ânın iman nuru ile insanları tenvir ettiği gibi, o zamanda maddi olarak da insanların evlerini ve sokaklarını aydınlatan elektriğe açıkça işaret edip, nasıl aydınlattığını anlatmaktadır. 

Kategori: Yazılı Kaynaklar
Pazartesi, 16 Eylül 2013 14:27

Risale-i Nur Külliyatı Birinci Mektup

Dört sualin muhtasar cevabıdır.

BİRİNCİ SUAL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulemahayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulemahayatında şüphe etmişler.

Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.

İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyetdeğillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.

Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyetlevazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata



Dipnot-1

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Ve sadece Ondan yardım diliyoruz.

Dipnot-2

Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

Dipnot-3

“Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.


 




 



 

Hazret-i Hızır: (bk. bilgiler – Hızır (a.s.)) Hazret-i İdris: (bk. bilgiler – İdris (a.s.))
aleyhimesselâm: Allah’ın selâmı o ikisinin üzerine olsun (bk. s-l-m) aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)
ayn-ı Hızır: Hızır’ın kendisi beşeriyet: insanlık
ehl-i şuhud ve keşif: maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar (bk. ş-h-d; k-ş-f) evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)
levazımat: gerekli olan şeyler, ihtiyaçlar makam-ı Hızır: Hz. Hızır’ın (a.s.) makamı
makamat-ı velâyet: velîlik makamları (bk. v-l-y) mertebe: derece, makam
merâtib-i hayat: hayat mertebeleri (bk. ḥ-y-y) muhtasar: kısaltılmış, özet
mukayyet: kayıt altında, sınırlı mühim: önemli
tabaka-i hayat: hayat tabakası (bk. ḥ-y-y) tabir edilme: adlandırılma (bk. a-b-r)
tecerrüt: soyutlanma, sıyrılma telâkki: kabul etme
tenvir: nurlandırma, aydınlatma (bk. n-v-r) tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber (bk. ḥ-d-s̱)
ulema: âlimler (bk. a-l-m) velî: Allah dostu (bk. v-l-y)
İlyas: (bk. bilgiler – İlyas (a.s.)) İsâ: (bk. bilgiler)

Kategori: Yazılı Kaynaklar
Pazartesi, 16 Eylül 2013 14:24

Risale-i Nur Külliyatı nasıl bir tefsirdir?

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI, dili ve muhtevasıyla olduğu kadar, telif tarzı ve tertibiyle de sıradan İslami eserlerden farklı bir eserdir. Ekseriyetle dağlarda, kırlarda, yahut zindanların amansız şartları altında telif edilen bu eser, telif şartlarından hiç beklenmeyecek bir şekilde, en ağır, en derin, en muğlâk ilmî meseleleri incelemekte, en çetin soruları ele almakta, yüzyıllar boyunca tartışma konusu teşkil edegelmiş problemler için çözümler ortaya koymakta, çağın tereddütlerine cevap getirmekte, üstelik bütün bunları, tamamen kendisine has bir üslûp ve metod içerisinde gerçekleştirmektedir.

Risale-i Nur, yaygın bir şekilde, “çağdaş bir tefsir” olarak tarif edilegelmiştir. Doğrudan doğruya Kur’ân’a dayanması ve bilhassa imana dair bir kısım âyet-i kerimeleri geniş şekilde açıklaması sebebiyle, bu tarif bir hakikati aksettirmektedir. Ancak, gerek tertip itibarıyla, gerekse açıklama tarzıyla Risale-i Nur alışılagelen tefsirlerden ayrıldığı gibi, Külliyatın bazı parçaları (On Dokuzuncu Mektup, Yirmi Dokuzuncu Lem’a, On Dokuzuncu Söz, umumiyetle lâhikalar ve müdafaalar gibi) daha başka ilim dalları içinde mütalâa edilebilecek eserleri teşkil etmektedir. Meselâ İşârâtü’l-İ’câz ile Sünuhat’ın aynı tasnif içine girecek eserler olmadığı, ilk bakışta kolayca anlaşılacaktır.

Risale-i Nur’un en az tefsir kadar önem taşıyan bir diğer cephesi, kelâm ilmiyle ilgilidir. Belki de Külliyatın

ekseriyetini kelâm ilmi içinde mütalâa etmek daha doğru olacaktır. Başta lâhikalar olmak üzere geri kalan bölümlerde ise, hizmet metodları ile ilgili bahisler önemli bir ağırlık teşkil etmektedir.

Kelâm tarihi ve klâsik kelâm eserleri ile mukayese edildiğinde, Risale-i Nur’un bu sahada yep yeni bir tarz geliştirdiğini, hattâ bir çığır açmış olduğunu görmek hiç de zor olmayacaktır. Zaten Risale-i Nur Müellifi, eserlerinin çeşitli yerlerinde bu hususu açıkça dile getirmektedir.

***

Risale-i Nur, konuları ele alış tarzı, muhtevasındaki derinliği ve kapsamlılığı birçok kesimin yoğun ilgisini çekmiştir. Bir yandan yurt içinde ve dışında çeşitli halk kesimleri tarafından okunmakta ve diğer yandan hakkında uluslararası sempozyumlar düzenlenmekte ve birçok akademik makale ve tezlere konu olmaktadır.

Meselâ bunlar arasında çağdaş düşünürlerden Faslı Prof. Dr. Taha Abdurrahman, Risale-i Nur'un düşünce dünyasında yaptığı büyük devrimden söz ederken, onun diğer yönlerinin yanında bu yönünün de kayda değer olduğuna dikkat çekmektedir:

"Bazı Batılı filozoflar, her şeyin merkezine aklı aldılar ve sadece aklın ürünü olan hususlara itibar ettiler. Hattâ bu hususta öyle ileri gittiler ki, İncil ve Kur'ân gibi semâvî kitapları ve temsil ettikleri dinleri de aklın etrafında dönen diğer eşya arasına katarak, aklî sistem içinde onlara bir tanım getirdiler. Yani, tıpkı eski insanların dünyayı sabit sanıp güneşin de onun etrafında döndüğünü tevehhüm ettikleri gibi, aklı sabit kabul ederek semavî kitap ve dinleri onun etrafında gezdirdiler.

İşte Bediüzzaman, Risale-i Nur'la düşünce dünyasındaki bu gidişatı olması gereken mecraya çevirdi-tıpkı ilim dünyasında Kopernik'in yaptığı gibi. Nasıl ki Kopernik, 'Dünyanın sabit, güneşin onun etrafında döndüğü şeklindeki eski görüşü ortadan kaldırıp; onun yerine, dünyanın hem kendi etrafında, hem güneşin etrafında döndüğünü' ispat etti; Bediüzzaman da Risale-i Nur'la düşünce dünyasında buna benzer bir inkılâp gerçekleştirdi: 'İnsanın düşünce dünyası sabit olamaz. Düşünce dünyası hem kendi ekseni etrafında döner, hem de vahiy güneşinin etrafında döner' diyerek insan düşüncesinin olması gereken asıl yerini tespit etmiş, aklı yalnızlık ve karanlıktan kurtararak aydınlatmış ve rahatlatmıştır."

Ayrıca Risale-i Nur, bir Kur'ân tefsiri olması itibariyle, aklın yanı sıra, kalb, ruh ve diğer bütün duygulara da hitap etmektedir. Ahlâkın bütün boyutlarına ışık tutmakta ve bir çok sosyal probleme çözümler sunmaktadır. Ancak onun bu ve benzeri daha bir çok meziyetini en iyi şekilde anlamanın yolu her halde onu açıp bizatihi okumak ve yaşamakla olur.

***

Risale-i Nur nasıl bir tefsirdir?

Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'ân’ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını açıklar, izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur'ân’ın imanî hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle açıklar, isbat ve izah ederler. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Birinci kısım tefsirler, bu ikinci kısmı bazan özet bir tarzda ele alıyorlar. Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, benzersiz bir şekilde inatçı filozofları susturan bir mânevî tefsirdir.

Risale-i Nur, her asırda milyonlarca insanın rehberi olan mukaddes kitabımız Kur'ân’ın hakikatlerini subjektif nazariye ve mütâlaalardan uzak olarak, rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arz edilen bir külliyattır.

Risale-i Nur, Kur'ân âyetlerinin nurlu bir tefsiridir. Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhendir. En avamdan en havassa kadar her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış ve müsbet ilimlerle mücehhezdir.

Risale-i Nur, asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir. Aklı ve kalbi tatmin eder. Vesveseli şübhecileri ikna eder. Hattâ en inatçı filozofları dahi teslime mecbur eder.

Risale-i Nur, akla gelen bütün istifhamları bertaraf eder. Zerrelerden güneşlere kadar îman mertebelerini açıklar. Vahdâniyet-i İlâhiyeyi ve nübüvvetin hakikatini ispat eder.

Risale-i Nur, yer ve göklerin tabakalarından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatinden, haşir ve âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mâhiyetinden; ebedî saadet ve şekavetin kaynağına kadar, akla gelebilecek bütün imanî meseleleri en kat'î delillerle aklen, ilmen ve mantıken ispat eder... Pozitif ilimleri teşvik eder. Kesin delillerle aklı ve kalbi ikna eder ve merakları izale eder.

***

Büyük şâirimiz merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, "Viktor Hügolar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler" demişti.

***

Bediüzzaman, Risale-i Nur'la beşeri sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını tâkib etmez. Gayr-ı meşru bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterir, hissi mağlûb eder, kalb ve ruhu hissiyata mağlûb olmaktan korur. Küfür ve dalâlette de, bir zakkum-u Cehennem tohumu olduğunu, dünyada dahi Cehennem azabları çektirdiğini; buna mukabil îmanda, İslâmiyet ve ibâdette leziz lezzetler ve zevkler bulunduğunu ve Cennet çekirdeği ve meyveleri gibi dünyada dahi bir nevi mükâfata nâil eylediğini isbat eder.

***

Kur'ân-ı Azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben Arş-ı A'lâdan irad edilen İlahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamana ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi'dir.
Bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur'ân-ı Azîmüşşana tefsir olamaz. Çünki Kur'ân’ın hitabına muhatap olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi' bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir tefsir yapabilsin. Hem bir ferdin mesleği ve meşrebi taassuptan hâlî olamaz ki, hakaik-i Kur'âniyeyi görsün, bîtarafane beyan etsin. Hem bir ferdin fehminden çıkan bir dava, kendisine has olup, başkası o davanın kabulüne davet edilemez. Meğer ki bir nevi icmaın tasdikine mazhar ola.

Binaenaleyh Kur'ân’ın ince mânâlarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ulemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye husule gelsin; ve icma-ı millet hücceti elde edebilsin.

Evet Kur'ân-ı Azîmüşşanın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nâfiz bir içtihada mâlik ve bir velâyet-i kâmileyi haiz bir zât olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telâhuk-u efkârından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde olarak tam ihlâslarından doğan dâhî bir şahs-ı manevîde bulunur. İşte Kur'ân’ı ancak böyle bir şahs-ı mânevî tefsir edebilir.

***

İşte büyük ulemâ-i İslâm ve meşâyih-i kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki: Bediüzzaman ne söylerse hakikattır. Bediüzzaman'ın eserleri, sünuhât-ı kalbîye olup, cumhur-u ulemânın tasdik ve takdîrine mazhardır.

***

Risale-i Nur, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyânın bu asırda bir mu'cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet Risale-i Nur kalblerin fatihi ve mahbubu, ruhların sultanı, akılların muallimi, nefislerin mürebbii ve müzekkîsidir.

***

İşte Bediüzzaman Said Nursî; Kur'an-ı Kerîm'deki bu asrın muhtaç olduğu hakikatleri keşfedip, Nur risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve îzah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur. Bunun içindir ki: Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.

Kategori: Yazılı Kaynaklar
Pazartesi, 16 Eylül 2013 13:34

Risale-i Nur nedir, Nasıl bir eserdir?

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI, dili ve muhtevasıyla olduğu kadar, telif tarzı ve tertibiyle de sıradan İslami eserlerden farklı bir eserdir. Ekseriyetle dağlarda, kırlarda, yahut zindanların amansız şartları altında telif edilen bu eser, telif şartlarından hiç beklenmeyecek bir şekilde, en ağır, en derin, en muğlâk ilmî meseleleri incelemekte, en çetin soruları ele almakta, yüzyıllar boyunca tartışma konusu teşkil edegelmiş problemler için çözümler ortaya koymakta, çağın tereddütlerine cevap getirmekte, üstelik bütün bunları, tamamen kendisine has bir üslûp ve metod içerisinde gerçekleştirmektedir.

Risale-i Nur, yaygın bir şekilde, “çağdaş bir tefsir” olarak tarif edilegelmiştir. Doğrudan doğruya Kur’ân’a dayanması ve bilhassa imana dair bir kısım âyet-i kerimeleri geniş şekilde açıklaması sebebiyle, bu tarif bir hakikati aksettirmektedir. Ancak, gerek tertip itibarıyla, gerekse açıklama tarzıyla Risale-i Nur alışılagelen tefsirlerden ayrıldığı gibi, Külliyatın bazı parçaları (On Dokuzuncu Mektup, Yirmi Dokuzuncu Lem’a, On Dokuzuncu Söz, umumiyetle lâhikalar ve müdafaalar gibi) daha başka ilim dalları içinde mütalâa edilebilecek eserleri teşkil etmektedir. Meselâ İşârâtü’l-İ’câz ile Sünuhat’ın aynı tasnif içine girecek eserler olmadığı, ilk bakışta kolayca anlaşılacaktır.

Risale-i Nur’un en az tefsir kadar önem taşıyan bir diğer cephesi, kelâm ilmiyle ilgilidir. Belki de Külliyatın ekseriyetini kelâm ilmi içinde mütalâa etmek daha doğru olacaktır. Başta lâhikalar olmak üzere geri kalan bölümlerde ise, hizmet metodları ile ilgili bahisler önemli bir ağırlık teşkil etmektedir.

Kelâm tarihi ve klâsik kelâm eserleri ile mukayese edildiğinde, Risale-i Nur’un bu sahada yep yeni bir tarz geliştirdiğini, hattâ bir çığır açmış olduğunu görmek hiç de zor olmayacaktır. Zaten Risale-i Nur Müellifi, eserlerinin çeşitli yerlerinde bu hususu açıkça dile getirmektedir.

***

Risale-i Nur, konuları ele alış tarzı, muhtevasındaki derinliği ve kapsamlılığı birçok kesimin yoğun ilgisini çekmiştir. Bir yandan yurt içinde ve dışında çeşitli halk kesimleri tarafından okunmakta ve diğer yandan hakkında uluslararası sempozyumlar düzenlenmekte ve birçok akademik makale ve tezlere konu olmaktadır.

Meselâ bunlar arasında çağdaş düşünürlerden Faslı Prof. Dr. Taha Abdurrahman, Risale-i Nur'un düşünce dünyasında yaptığı büyük devrimden söz ederken, onun diğer yönlerinin yanında bu yönünün de kayda değer olduğuna dikkat çekmektedir:

"Bazı Batılı filozoflar, her şeyin merkezine aklı aldılar ve sadece aklın ürünü olan hususlara itibar ettiler. Hattâ bu hususta öyle ileri gittiler ki, İncil ve Kur'ân gibi semâvî kitapları ve temsil ettikleri dinleri de aklın etrafında dönen diğer eşya arasına katarak, aklî sistem içinde onlara bir tanım getirdiler. Yani, tıpkı eski insanların dünyayı sabit sanıp güneşin de onun etrafında döndüğünü tevehhüm ettikleri gibi, aklı sabit kabul ederek semavî kitap ve dinleri onun etrafında gezdirdiler.

İşte Bediüzzaman, Risale-i Nur'la düşünce dünyasındaki bu gidişatı olması gereken mecraya çevirdi-tıpkı ilim dünyasında Kopernik'in yaptığı gibi. Nasıl ki Kopernik, 'Dünyanın sabit, güneşin onun etrafında döndüğü şeklindeki eski görüşü ortadan kaldırıp; onun yerine, dünyanın hem kendi etrafında, hem güneşin etrafında döndüğünü' ispat etti; Bediüzzaman da Risale-i Nur'la düşünce dünyasında buna benzer bir inkılâp gerçekleştirdi: 'İnsanın düşünce dünyası sabit olamaz. Düşünce dünyası hem kendi ekseni etrafında döner, hem de vahiy güneşinin etrafında döner' diyerek insan düşüncesinin olması gereken asıl yerini tespit etmiş, aklı yalnızlık ve karanlıktan kurtararak aydınlatmış ve rahatlatmıştır."

Ayrıca Risale-i Nur, bir Kur'ân tefsiri olması itibariyle, aklın yanı sıra, kalb, ruh ve diğer bütün duygulara da hitap etmektedir. Ahlâkın bütün boyutlarına ışık tutmakta ve bir çok sosyal probleme çözümler sunmaktadır. Ancak onun bu ve benzeri daha bir çok meziyetini en iyi şekilde anlamanın yolu her halde onu açıp bizatihi okumak ve yaşamakla olur.

***

Risale-i Nur nasıl bir tefsirdir?

Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'ân’ın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını açıklar, izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur'ân’ın imanî hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle açıklar, isbat ve izah ederler. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Birinci kısım tefsirler, bu ikinci kısmı bazan özet bir tarzda ele alıyorlar. Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, benzersiz bir şekilde inatçı filozofları susturan bir mânevî tefsirdir.

Risale-i Nur, her asırda milyonlarca insanın rehberi olan mukaddes kitabımız Kur'ân’ın hakikatlerini subjektif nazariye ve mütâlaalardan uzak olarak, rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arz edilen bir külliyattır.

Risale-i Nur, Kur'ân âyetlerinin nurlu bir tefsiridir. Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhendir. En avamdan en havassa kadar her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış ve müsbet ilimlerle mücehhezdir.

Risale-i Nur, asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir. Aklı ve kalbi tatmin eder. Vesveseli şübhecileri ikna eder. Hattâ en inatçı filozofları dahi teslime mecbur eder.

Risale-i Nur, akla gelen bütün istifhamları bertaraf eder. Zerrelerden güneşlere kadar îman mertebelerini açıklar. Vahdâniyet-i İlâhiyeyi ve nübüvvetin hakikatini ispat eder.

Risale-i Nur, yer ve göklerin tabakalarından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatinden, haşir ve âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mâhiyetinden; ebedî saadet ve şekavetin kaynağına kadar, akla gelebilecek bütün imanî meseleleri en kat'î delillerle aklen, ilmen ve mantıken ispat eder... Pozitif ilimleri teşvik eder. Kesin delillerle aklı ve kalbi ikna eder ve merakları izale eder.

***

Büyük şâirimiz merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, "Viktor Hügolar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler" demişti.

***

Bediüzzaman, Risale-i Nur'la beşeri sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını tâkib etmez. Gayr-ı meşru bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterir, hissi mağlûb eder, kalb ve ruhu hissiyata mağlûb olmaktan korur. Küfür ve dalâlette de, bir zakkum-u Cehennem tohumu olduğunu, dünyada dahi Cehennem azabları çektirdiğini; buna mukabil îmanda, İslâmiyet ve ibâdette leziz lezzetler ve zevkler bulunduğunu ve Cennet çekirdeği ve meyveleri gibi dünyada dahi bir nevi mükâfata nâil eylediğini isbat eder.

***

Kur'ân-ı Azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben Arş-ı A'lâdan irad edilen İlahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, Rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamana ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi'dir.
Bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın Kur'ân-ı Azîmüşşana tefsir olamaz. Çünki Kur'ân’ın hitabına muhatap olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi' bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir tefsir yapabilsin. Hem bir ferdin mesleği ve meşrebi taassuptan hâlî olamaz ki, hakaik-i Kur'âniyeyi görsün, bîtarafane beyan etsin. Hem bir ferdin fehminden çıkan bir dava, kendisine has olup, başkası o davanın kabulüne davet edilemez. Meğer ki bir nevi icmaın tasdikine mazhar ola.

Binaenaleyh Kur'ân’ın ince mânâlarının ve tefsirlerde dağınık bir surette bulunan mehasininin ve zamanın tecrübesiyle fennin keşfi sayesinde tecelli eden hakikatlarının tesbitiyle, herbiri birkaç fende mütehassıs olmak üzere muhakkikîn-i ulemadan yüksek bir heyetin tedkikatıyla, tahkikatıyla bir tefsirin yapılması lâzımdır. Nitekim kanunî hükümlerin tanzim ve ıttıradı, bir ferdin fikrinden değil, yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tedkikatından geçmesi lâzımdır ki, umumî bir emniyeti ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere millete karşı bir kefalet-i zımniye husule gelsin; ve icma-ı millet hücceti elde edebilsin.

Evet Kur'ân-ı Azîmüşşanın müfessiri, yüksek bir deha sahibi ve nâfiz bir içtihada mâlik ve bir velâyet-i kâmileyi haiz bir zât olmalıdır. Bilhassa bu zamanlarda, bu şartlar ancak yüksek ve azîm bir heyetin tesanüdüyle ve o heyetin telâhuk-u efkârından ve ruhlarının tenasübüyle birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde olarak tam ihlâslarından doğan dâhî bir şahs-ı manevîde bulunur. İşte Kur'ân’ı ancak böyle bir şahs-ı mânevî tefsir edebilir.

***

İşte büyük ulemâ-i İslâm ve meşâyih-i kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki: Bediüzzaman ne söylerse hakikattır. Bediüzzaman'ın eserleri, sünuhât-ı kalbîye olup, cumhur-u ulemânın tasdik ve takdîrine mazhardır.

***

Risale-i Nur, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyânın bu asırda bir mu'cize-i mâneviyesi olan yüksek ve parlak bir tefsiridir. Evet Risale-i Nur kalblerin fatihi ve mahbubu, ruhların sultanı, akılların muallimi, nefislerin mürebbii ve müzekkîsidir.

***

İşte Bediüzzaman Said Nursî; Kur'an-ı Kerîm'deki bu asrın muhtaç olduğu hakikatleri keşfedip, Nur risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve îzah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur. Bunun içindir ki: Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.

 

Kategori: Yazılı Kaynaklar
Salı, 03 Eylül 2013 13:38

Risale-i Nur ve Tecdid Ulusal Sempozyumu

Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı, Haliliye Kültür ve İlim Vakfı Şanlıurfa’da “Risale-i Nur ve Tecdid Ulusal Sempozyumu” düzenliyor.103350 300x214 Risale i Nur ve Tecdid Ulusal Sempozyumu

3-5 Mayıs 2013 tarihinde düzenlenecek olan sempozyumla ilgili tebliğ çağrısında bulunuldu.

Sempozyumda Risale-i Nur ve Said Nursi’nin düşüncesindeki tecdidi yönler başta beşeri bilimler olmak üzere birçok bilim dalı açısından ele alınacak.

Sempozyumla ilgili ayrıntılar şöyle:

TEBLİĞ ÇAĞRISI

Yaşadığımız yakın dönemin en önemli kavramlarından biri olan “Tecdit” dinin bu asırda değer, düşünce ve davranış olarak yeniden ihyası anlamında kullanılmaktadır. İslam Dünyası’nın, Batı’nın teknolojik ilerlemesi karşısında sözde geri kalmışlık anlayışından kurtulma çabaları ile daha da önem kazanan tecdit, ihya kavramı ve hareketleri yakın dönemimize damgasını vurmuştur. Bilhassa Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Hint alt kıtasında bu iddia ile ortaya çıkan hareketler görülmüştür.
Anadolu topraklarında ise Said Nursî ve Risale-i Nurlar bugün birçok alanda somut olarak gözlemlenen tecdidi gerçekleştirmiştir. Birçok dile tercüme edilmiş olan Risale-i Nurlar dünya çapında dini algı ve yaşantıda yeni yaklaşımlara ışık tutar olmuştur. Bu yönüyle İslami alanda çalışan ilim ehlinin ve akademik camianin dikkatini çekmiş, birçok ulusal ve uluslararası sempozyumlara, konferanslara ve akademik çalışmalara konu olmuştur.

Sosyolojik bir gerçek olan bu durum Risale-i Nurların tecdit yönünün bilimsel olarak ele alınmasını zaruri kılmaktadır. Bu amaçla düzenlenecek olan bu sempozyumda Risale-i Nur ve Said Nursi’nin düşüncesindeki tecdidi yönler başta beşeri bilimler olmak üzere birçok bilim dalı açısından ele alınacaktır.

1-Sempozyum Alt Başlıkları
İslami Literatürde Tecdit ve Müceddid Anlayışına Said Nursî’nin Yaklaşımı
Risale-i Nur’un telif döneminde İslam Coğrafyasında Tecdid Hareketleri
Risale-i Nur’un İslam Medeniyetinin Yeniden İnşasına Katkısı
Risale-i Nur ve Modernite
Risale-i Nur’da Günümüz İnsanının Anlam Arayışı
Risale-i Nur’da Allah-İnsan-Kâinat İlişkisi
Risale-i Nurun Ehl-i Kitaba Bakışı
Risale-i Nurun Ahir zaman Fitnesine Bakışı
Tefekküri tecdit ve Kâinat Kitabını kavrami
Esmau’l-Hüsna’nın Mana Boyutu
Müspet Hareket Ekseninde Dini Hizmet Usulleri ve Cihat Anlayışı
Risale-i Nur’da İman Rükünleri
Cennet ve Cehennem Algısı
Kuran’ın İ’cazı, Kuran’a Bakış ve Tefsir
İçtihad
Sahabeye Duyulan Saygı
Sünnet Algısı ve Hadislere Verilen Ehemmiyet
Fıkıh ve Muamelat
Fert – Devlet iliskisi
Siyasal Düşünceler
İktisat
İhlâs
İslam Kardeşliği
Kadınin yeri
Dua ve Münacat
Said Nursî’nin Düşüncesinde Tecdidin Gerekçeleri ve Yöntemi
Epistemolojik Açıdan Tecdid ve Risale-i Nur
Metodolojik Açıdan Tecdid ve Risale-i Nur
İslami Metinleri Yorumlamada Getirdiği Yenilikler

Risale-i Nur Perspektifiyle İslami İlimlerde Tecdid (Konular İtibariyle, Yöntem İtibariyle)
-İlminde Tecdid
-Tefsir İlmine Getirdiği Yenilikler
-Hadis Usulü ve Yorumunda Tecdid
-İslam Tarihi Yorumlarında Getirdiği Yenilik
-Tasavvuf Tarihi ve Tasavvuf İlmine Getirdiği yenilikler
-İtikadi ve Ameli Mezhepleri Değerlendirmesi
-Felsefeye Bakışı ve Getirdiği Yenilikler
-Farklı Açıdan Sosyolojik Tahliller
-Psikoloji İlmine Getirdiği Yenilikler

Sempozyum Sekreteryası:
Doç. Dr. Celil ABUZER (Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir. )
Doç. Dr. Kasım YENİGÜN (Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir. .)
Hakan Gülerce (Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir. )

Önemli Notlar:
Sempozyum 03-05 Mayıs 2013 tarihlerinde Şanlıurfa’da yapılacak olup, tebliğlerin Sempozyum Sekretaryasına ulaştırılmasıyla ilgili takvim şöyledir:
a) Tebliğ özetleri, 250 kelimeyi aşmayacak şekilde, en geç 30 Kasım 2012 tarihine kadar tecditsempozyumu.com (http://www.nursistudies.com/ocs/index.php/tecdid/tecdid ) web adresinden online olarak sempozyum sekretaryasına ulaşmalıdır.
b) Özetleri kabul gören yazarlara 15 Aralık 2012 tarihine kadar bilgi verilecektir. Kabul alan yazarlar 15 sayfayı aşmayacak uzunluktaki tebliğlerini, hakemler tarafından değerlendirilmek üzere tam metin olarak en geç 28 Şubat 2013 tarihine kadar Sempozyum sekretaryasına göndereceklerdir.
c) Sempozyumda sunulmak üzere kabul edilen tebliğ yazarlarına en geç 31 Mart 2013 tarihine kadar bilgi verilecektir.
d) Tebliğler, genelde Risale-i Nur Külliyatı ışığında, yukarıdaki başlıklar çerçevesinde hazırlanmalıdır. Bu kapsama uymayan tebliğler kesinlikle dikkate alınmayacaktır. Risâle-i Nur Külliyatı ve Nursi üzerine yapılmış akademik çalışmalar, www.www.nursistudies.com www.nuronline.org ve www.iikv.org sitelerinde bulunmaktadır. İlave bilgi ve kaynak Sempozyum sekretaryasından temin edilebilir.
f) Sempozyumda sunulacak tebliğler Türkçe olmalıdır.
g) Tebliğleri sunum için kabul edilen katılımcıların masrafları organizasyon tarafından karşılanacaktır.

Kategori: Haberler

Diyanet İşleri Başkanlığı Risale-i Nur Külliyatı’nı basmaya hazırlanıyor. Diyanet İşleri Başkanlığına yakın bir kaynaktan alınan bilgiye göre, Diyanet İşleri Yayınları’ndan çıkacak olan Risale-i Nur Külliyatı’nın basımı ilk olarak “İşarat-ül İ’caz” kitabından başlanacak. Yaklaşık 1 ay sonra basımı tamamlanacak olan kitaplar bu sayede Türkiye genelindeki bütün Camilere, Devlet Dairelerine, Resmi Kurumlarda, Silahlı Kuvvetler bünyesinde serbestçe okunabilecek.

Diyanet İşleri Başkanlığı, İşarat-ül İ'caz eserinden sonra bütün Risale-i Nur Külliyatı'nı basarak neşredileceği bildirildi.
Bilindiği gibi Bediüzzaman Said NursiHazretleri’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’na gönderdiği mektuplarda Risale-i Nur’ları Diyanet’in neşretmesi gerektiğiyle alakalı bir çok mektuplarıda bulunmaktadır

Siz mümkün olduğu kadar Diyanet Riyasetinin şubelerine vermek için, mümkünse eski huruf, değilse yeni harfle ve has arkadaşlarımdan tashihe yardım için birisi başta bulunmak şartıyla, memleketteki Diyanet Riyasetinin şubelerine yirmi otuz tane teksir edilmektir. Çünkü harici dinsizlik cereyanına karşı böyle eserleri neşretmek, Diyanet Riyasetinin vazifesidir.(Emirdağ Lahikası)

… Hıristiyanlar dahi onları okuması ve alem-i İslamda gayet takdirle intişar etmesi, hatta Pakistan’da çıkan es-Sıddık mecmuasının Risale-i Nur’un bir risalesini neşredip Diyanet Riyasetine göndermesi ve bu kadar intişarıyla beraber hiçbir alim ona itiraz etmemesi gibihakikatler gösteriyor ki, elbette Diyanet dairesi Nurları himaye etmek hakiki bir vazifesidir.

Diyanet dairesi, Meşihat-ı İslamiye gibi, yalnız Türkiye’nin din muallimi değil, belki umum alem-i İslama Meşihat-ı İslamiye yerine alakası, nezareti, münasebeti var.Alem-i İslam o Diyanet dairesine karşı tam hüsn-ü zan etmek, su-i tevehhüm etmemek, hususan bu zamanda ziyade lüzumu var. Hem de Türkiye ile ittifak etmeyen İslami hükumetlerde o mübarek daireye karşı su-i tevehhüm gelmemesine büyük bir vesilesi olan ve alem-i İslamın her tarafında, belki Avrupa’da takdire mazhar olmuş Risale-i Nur, o Diyanet dairesini hem şerefini muhafazaediyor. Hem alem-i İslama karşı o dairenin bir eseri olarak intişarı gayet lazım vezaruri olduğunu bu noktayı ehl-i vukuf tam nazara alsınlar. Onun için biçare Said Nursi ve Nur talebelerinden yüz derece ziyade Diyanet Riyaseti azaları, hocaları alakadar olmak lazım. Ta ki, Risale-i Nur dinsizlerin taarruzlarına karşı muhafaza ve himaye edilsin. Mükerrer beraatler verildiği halde intişarına mani olan desisecileri susturmak lazım...(Emirdağ Lahikası)

Kategori: Haberler

Merhum Molla Sabri Alkış'ın Suriye medreselerinde Risale-i Nur'u harmanladığı belirtildi

Doğu ve Güneydoğu'da Kur'an ve iman hizmetlerinin gelişmesinde büyük emekleri olan merhum Molla Sabri Alkış'ın Suriye medreselerinde Risale-i Nur'u harmanladığı belirtildi.

Milat yazarı Abdulkadir İkbal, 1967 tarihinden itibaren İslami hizmetlerde bulunan bir çok insanla tanıştığını, bunlardan birisinin de Rojava'da ikamet eden ve büyük hizmetlerde bulunan Molla Sabri olduğunu söyledi. İkbal, "Molla Sabri'nin Suriye medreselerinde gördüğü icazetli eğitim, tarikat ve Risale-i Nur hizmetini adeta harmanlamıştı. 1970'li yıllar Rojava'da bir ilk gerçeklemiş, yazar Hekimoğlu İsmail'le beraber Rojava ya gitmiştik ve ilk konferanslarından birini bu ilçede vermişti" dedi.

RİSALE-İ NUR OKUDUĞU İÇİN 3 DEFA HAPSE GİRMİŞTİ

İki yıl önce vefat eden kanaat önderlerinden Molla Sabri Alkış, Nur talebelerinin de yakından tanıdığı bir alimdi. Oğlu Said Alkış, babasını şöyle anlatmıştı:

"Babam; 12 yaşında Suriye'ye ilim için gitmiş yaklaşık 15 yıl boyunca Suriye'de ilim tahsil etikten sonra Türkiye'ye dönerek Ceylanpınar Yeni Camii'nde fahri imamlık yapmıştı. 1960'ta Risale-i Nur'la tanışmış Risale-i Nur'u okuduğu için 3 defa cezaevine girmişti ama yine de Risale-i Nuru okumaya devam ediyordu. Vefat edene kadar dahi sürekli risaleden veciziler söyleyerek bizlere hakikati anlatıyordu. Babam Ceylanpınar'da 4 camii inşa etti, bir camiye kendi ismini verdi. Gününü sürekli camide geçirir öğrenciler yetiştirirdi. Ömrünü İslamı anlatmakla ve medreselerde talebe yetiştirmekle geçirirdi. İslam ümmetinde daima vahdet istiyor Müslümanların bir ve beraber olmasını istiyordu sürekli böyle dualarda bulunuyordu. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden Risale-i Nur talebeleri onun ziyarete gelirdi."

Kategori: Haberler