Namaza nasıl başladım?

Yatılı liseye başladığım ilk akşam mescit sordum, yok dediler. 12 kişilik koğuşumuzda Kuzey yönünde namaza durmuşum. Lisenin abileri görünce tehdit ettiler: “Namaz kılacaktıysan, imam hatibe gitseydin, ne işin var burada?”

Ertesi gün motivasyonumu kaybettim, zamanım yok, yoğunuz filan diye kendimi kandırıp bıraktım. Sonraki yıl hayatımda sarsıcı manevi olaylar oldu ve bir grup arkadaşla boş bulduğumuz soğuk bir odada vakit namazlarına başladık. Cuma günleri de öğleden önceki son teneffüste abdest alır, zil çalar çalmaz dışarı fırlayıp bahçenin çitlerinden atlayarak kestirmeden Osmanlı kaldırımının üzerinden çat pat ayak sesleriyle camiye koşardık.

Zamanla gün dönerdi, Cuma namazı saati değişirdi ve nedense biz Cuma namazına hep yetişirdik. Mezun olduktan sonra İmam Hatipli bir arkadaştan duydum. Müftü öğrenmiş bir grup liselinin camiye koştuklarını ve biz yetişelim diye vaazı uzatıp namazı bizim çıkış saatimize göre ayarlıyormuş.

Bir pazartesi sabahı idare tüm okulu bahçede topladı ve derslerin bir saat ileriye kaydırıldığını ilan etti. Böylece öğlen dersi tam da cumanın ortasına geliyordu. Bazı gözlerden Cuma kılamayacak olma üzüntüsüyle yaşlar damladı.

Cuma namazımızı kaçıracağız diye üzülüyorduk ve bu üzüntü gün boyu gitmiyordu. Üç gün sonra, hiç adet olmadığı halde öğrencileri yeniden topladılar. Bir yöneticimiz “Çocuklar, teknik nedenlerle ders saatleri yarından itibaren eskisi gibi olacak.’ dedi. Dualarımız kabul olmuştu.

Bir gün Cuma çıkışı koşa koşa geldim. Okul binasından içeriye girdiğimde zilin çaldığını, dersin başladığını anladım. O saatte edebiyat dersi vardı ve edebiyat hocası dini konularla dalga geçen bir inançsızdı. Cuma nedeniyle geciktiğimi bilecekti ve bana çok kötü konuşacaktı. Koridorun bir köşesinde kararsız takılıp kaldım. Arkadaşların huzurunda azarlanmaya nasıl tahammül edecektim?
Çare düşünürken yakın zamanda kanser olduğunu öğrendiğimiz müdür çıkıverdi karşıma. Ürktüm. İri yarı bir adamdı, sertti. “Ne işin var senin bu saatte dışarıda?” diye seslendi. Namaza karşı olduğunu sanıyordum ve yine de yalan söyleyemedim. “Cumadan çıkar çıkmaz koştum ama yetişemedim.” dedim.

Beklemediğim şekilde yumuşadı, önüme geçti, “Gel benimle.” dedi. Üst kattaki makamına yürüdü. Masasına oturdu. Sumeninin üzerindeki uzun siyah dolmakalemle küçük bir kâğıda not yazdı. “Sınıfına gir ve bunu öğretmene ver.” dedi. Notta bana kendisinin izin verdiğini yazıyordu. Nasıl da sevindim.

Koşarak indim aşağıya, koridordan seğirtip sınıfın önüne geldim, kapıyı çalıp açtım. Edebiyatçının bana bakışını görecektiniz. Bir nefes aldı hakaretlerini sayıp dökmek için ve ben hızlıca masasına yürüyüp kâğıdı önüne koydum. Baktı, okudu, dondu kaldı ve bir daha aynı üslupta konuşmadı.

Anladım ki biz yüce Allah’a yönelmeyi samimiyetle istediğimizde Allah yolumuzu açıyor, engelleyenleri engelleyip kaldırıyor yolumuzdan. Hamd olsun.

Dr. Muhammed Bozdağ
Gösterim Sayısı: 1358
Haliliye Vakfı

Biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir.

Web site: www.haliliyevakfi.org.tr E-Posta Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

Tüm alanların doldurulması zorunludur. Yorumunuz, yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.