Mevlânâ Hâlid'in Cübbesi, Küçük Aşık ve Bedîüzzaman

Küçük Âşık veya Hacı Âşık diye bi-linen zatın asıl adı Mehmed'di. Babası leblebicilik yapardı. Çok küçük yaşta kendisini ilim ve iman yoluna adadığı için, lâkabı Küçük Âşık olarak söylenmektedir. Küçük Âşık Mehmed Efendinin, eşi Fatma Hanımdan altı tane kızı olmuştu.


Küçük Âşık ilim yolunda, ana ocağı Afyon'u terk ederek İstanbul'a gelmiş, Birmüddet burada ilim tahsil ettikten sonra, bu defa da bundan önceki asrın müceddidi Mevlânâ Hâlid Hazretlerini Ziyaret etmek, onun irfan meclisinde diz çökerek ilim ve irfan feyzine ermek için, Mısır'a giden bir gemiye binerek Şam'a doğru yola çıkmış. Kendisi gibi Şam'a, Mevlânâ Hâlid'e gitmek isteyen diğer ilim talipleri, "Hey molla, sen nereye gidiyorsun?" diye sorduklarında Küçük Âşık, "Şam'a, okumaya" diye cevap vermiş. Gemi Beyrut'a gelince Şam yolcuları inip kara yoluyla Şam'a gelmiş-ler. Şam'ın Ümmiye Camiinde namazdan sonra "Mevlânâ Hâlid'i ziyarete varalım" demişler. Kü-çük Âşık'a ise; "Delikanlı, biz ehl-i tarikatız, sen okumak için kendine bir medrese bul" demişler. Küçük Âşık Mehmed ise, bütün zâhiri ilimleri okuduğunu, kendisinin de maksadının Mevlânâ Hâlid Hazretlerini ziyaret etmek olduğunu söylemiş. Onlarda, "Daha sen çok küçüksün, Şeyh Hâlid Hazretleri seni kabul etmez!" demelerine rağmen Küçük Âşık Mehmed azminden vazgeç-memiş ve mollalarla münakaşa ederek tekkeye varmışlar.


Mevlânâ Hâlid Hazretleri bir kerâmet haliyle Küçük Âşık Mehmed'in geleceğini biliyormuş. Hiz-metkârlarından birisi, kapıda İstanbul'dan bir grup ziyaretçi olduğunu söylemiş. Sonra bu ziya-retçiler Mevlânâ Hâlid Hazretlerinin dergâhına girmişler. Şeyhin elini öperken, sıra Küçük Âşık'a gelmiş. Şeyh, "Gel bakalım, benim küçük Mehmed'im, sen hoş geldin" diyerek, hiç tanımadığı hal-de, Afyon'un ve Anadolu'nun bu küçük âşıkını bağrına basmıştı.


Mevlânâ Hâlid, Küçük Âşık Mehmed'i yanına, hizmetine almış. Küçük Âşık yıllarca Mevlânâ Hâlid Hazretlerine hizmet etmiş. Zaman zaman Mevlânâ Hâlid, "Oğlum, Mehmed'im, senin memleketin-de kimin var? Seni hiç arayan, soran yok, mektubun da gelmiyor" deyince, Küçük Âşık boynunu bükerek, "Allah'tan gayrı kimsem yok" diye cevap verir ve gözleri yaşarırmış.


Bir gün Küçük Âşık'ın annesiyle babası diyar diyar evlâtlarını aramaya başlamışlar. İstanbul, Mı-sır ve nihayet Bağdat, Şam yollarına kadar düşmüşler. Mevlânâ Hâlid Hazretleri bir öğle vakti abdest almak istemiş. Küçük Âşık hemen leğen ve ibriği getirmiş. Mevlânâ Hâlid eskiden sorduğu gibi yine sormuş: "Yavrum Mehmed'im, senin memleketinde kimin var?" Küçük Âşık'ın yine göz-lere dolarak, "Allah'tan başka kimsem yok" diyerek cevap vermiş. İşte o zaman Mevlânâ Hâlid Hazretleri avucunun içini açıp, Küçük Âşık Mehmed'in yüzüne karşı ayna gibi tutarak, "Bak baka-lım, dikkat et, ne göreceksin?" demiş. Küçük Âşık Mehmed, Mevlânâ Hâlid Hazretlerinin avucunda annesiyle babasının resimlerini görmüş. Kıp kırmızı olarak, hiç sesi çıkmayan Küçük Âşık Meh-med'e, Mevlânâ Hâlid, "Ey Mehmed, sen buraya annen ve babandan izinsiz ve habersiz geldin" diyerek, Mehmed'in yaptığı işleri söylemiş, anne ve babasının yakınlara geldiklerini haber ver-miş. Küçük Âşık yaşlı gözlerle, "Annem ve babam buraya gelip, beni şeyhinden ayırıp götürürler, sizin hasretinize dayanamam diye böyle yaptım" demiş.


Onlar böyle konuşurken kapı çalınmış. Küçük Âşık'ın annesiyle babası içeri girmişler. Küçük Âşık Mevlânâ Hâlid Hazretlerinin yanından ayrılıp da Afyon'a gitmek istememiş. Annesiyle babası Şeyhten izin alarak, evlâtlarını alıp götürmek istiyorlarmış. Küçük Âşık ise bir türlü şeyhinden ayrılmak istemiyor, şeyhinin hasretine dayanamayacağını söylüyormuş. Bunun üzerine, Mevlânâ Hâlid Hazretleri sırtından hırkasını çıkararak, Küçük Âşık Mehmed Efendiye giydirmişti. "Sen be-nim hasretime işte şimdi dayanırsın, küçük benim cübbemi götürüyorsun. Şimdi Afyon'a gide-ceksin, buraya kadar geldiğine göre, hac farizasını eda et, öyle git!" demiş.


Küçük Âşık Mehmed, hocasının hasretini gidermek için cübbesini giyip, ellerini öperek, hayır du-alarını aldıktan sonra, anne-babasıyla Hicaz'a gitmiş ve sonra da Afyon'a gelmiş. Afyon'da müftü-lük yaptığı gibi, şimdi kendi ismiyle söylenen Hacı Âşık Camiinde dersler de okutmuş. İlim ve ma-neviyat bakımından çok üstün olan Hacı Âşık Efendi, senelerce medreselerde ders okutmuş, Yu-nus Hoca ve Sandıklı Şeyhi Hasan Efendi gibi meşhur kimseleri yetiştirmiş. Hacı Âşık Mehmed Efendi, ilk defa dolapla kuyulardan su çekmeyi de icad etmiş. Tabak esnafını müftülük binasına zaman zaman toplayarak "Cehri" denilen bitkiyle derinin daha iyi boyandığını onlara öğretmiş. Küçük Âşık Mehmed Efendi l845 yılında vefat etmiş. Kabri Afyon'un Devrane mezarlığındadır. Bu mezarlık sonradan kaldırıldığı zaman, Hacı Âşık Mehmed Efendinin sadece mezar taşı getirilip, bugün adıyla anılan camiin yanına dikilmiş. Şahiner, Son Şahitler, c. I, sh. 17 vd.
Mevlânâ Hâlid'den Bedîüzzaman'a ulaşan cübbe: 1940 civarında yazıldığını tahmin ettiğimiz bir mektubunda Üstâd şunları ifade buyurmaktadır:


"Eski zamanda, on dört yaşında iken, icazet almanın alâmeti olan Üstâd tarafından sarık sardır-mak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketi-mizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığı... O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstâdlık vaziyeti değil, ya rakip, veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için, bana cübbe giydire-cek ve üstâdlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliyâyı azîmeden dört-beş zatın vefat etmeleri cihetiyle, elli altı senedir icazetin zâhir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstâdın elini öpmek, üstâdlığını kabul etmek hakkımı bu günlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ Zülcenaheyn Hâlid Ziyaeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarık ile pek garip bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğine bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakka yüz binler şükrediyorum. (Bu mü-barek emaneti Risâle-i Nur talebelerinden ve ahiret hemşirelerimizden Asiye namında bir muh-terem hanımın eliyle aldım.)" Şahiner, Son Şahitler Bedîüzzaman Sa’îd Nursî’yi Anlatıyor, İstanbul: Nesil, 2005, c. I, sh. 19 vd.

Küçük Âşık'ın torunu Âsiye Mülâzımoğlu: 1885 yılında Afyon'da dünyaya gelen Asiye Mülâzımoğlu'nun babası Mehmed Bahaeddin Efendi annesi ise Zakire hanımdır. Mehmed Baha-eddin, Küçük Âşık'ın torunudur. Âsiye Hanım dedesinden kendisine intikal eden bu cübbenin üzerinde yıllarca titremiş, istiklâl savaşında, Yunan işgalinde, memleketlerini terk etmek zorunda kaldıkları günlerde bile onu yanından ayırmamış. Sandıklı, Isparta ve Akşehir'e gittiklerinde zor zarurî eşyaları ile birlikte bu cübbeyi de daima yanında taşımış. Asiye Hanımın kocası Tâhir Bey, Kastamonu Hapishânesine müdür olarak tayin edildiği zaman, Mülâzımoğlu ailesi de nihayet Kastamonu'ya gelip yerleşmiş. İşte bu yerleşme günlerinde, uzun yıllar dolaştırılan cübbe de asıl sahibini bulmuş.
Babası Bahaeddin Efendiyle birlikte Bedîüzzaman'a giden Asiye Hanım, Mevlânâ Hâlid'in emane-tini bu asırlık yadigârı sahibine teslim etmişti. Cübbenin sahibi: "Asiye'nin duası kabul oldu " di-yerek uzun yılların iştiyakını, hasretini ifade etmişti. Aradığını Bağdat yollarında bulan Küçük Âşık'ın torunları, dedelerinden daha şanslıydılar. Çünkü onlar aradıklarını Anadolu'da bulmuş-lardı.
Asiye Hanım'ın ismi ve hizmetleri Risâle-i Nur'un lâhikalarında yer yer zikredilir. Asiye Mülâzı-moğlu Risâle-i Nur'un kudsî hizmetinde bulunmuş mübarek bir hanımdır. Mevlânâ Hâlid Hazret-lerinin bu cübbesi Bedîüzzaman'ın yanında kalmıştı. Yıllar sonra, 1950 yılı sonbaharında Urfalı Vahdi Gayberi Emirdağ'da Üstâdı ziyaret ettiği zaman, Üstâd bu mübarek cübbeyle birlikte bazı eşyalarını, kendisinin de Urfa'ya geleceğini söyleyerek Gayberi'ye verip, Urfa'ya göndermişti. Mevlânâ Hâlid'in cübbesi bugün Urfa'da Abdülkadir Badıllı tarafından muhâfaza edilmektedir.
Krş. ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ, CİLT I; Şahiner, Son Şahitler Bedîüzzaman Sa’îd Nursî’yi Anlatıyor, İstanbul: Nesil, 2005, c. I, sh. 15 vd., 58 vd.

PROF DR Ahmet AKGÜNDÜZ

Gösterim Sayısı: 2440 Son Düzenleme: Pazartesi, 10 Şubat 2014 05:50
Haliliye Vakfı

Biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir.

Web site: www.haliliyevakfi.org.tr E-Posta Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

Tüm alanların doldurulması zorunludur. Yorumunuz, yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.