Risale-i Nur okuyunca inkılap yaşadım

Mustafa Kılıç Hoca Ağabey  Risale Haber’e konuştu

Röportaj: Ömer Çelebi-RisaleHaber

Mustafa Kılıç Hocaefendi Şanlıurfa’nın ve Güneydoğu’nun en tanınmış kanaat önderlerinden…  Bununla birlikte hayatını iman ve Kuran hizmetlerine vakfetmiş nurani bir zat ve halis muhlis bir Nur Talebesi…

Mustafa Hoca’nın Risale-i Nurlarla tanışması 1958 yıllarına dayanıyor. Askerlik vazifesini ifa ettiği içinde Üstadı göremiyor ve cenazesine katılamıyor. Ancak hakiki manada Risale-i Nur’a bağlılığı ise 1964 yılında başlıyor. O kadar aşk ve şevke geldiği için de “Bütün Urfalıları Nurcu yapacağım” deyip bu tarihten itibaren Allah rızası için hayatını iman ve Kur’an hizmetlerine vakfediyor.

Her sene Urfa’da düzenlenen “Bediüzzaman Mevlidi” için; “Kadir gecesinden bir gece evvel düzenlediğimiz mevlid adeta nur talebelerinin bayramı oluyor, burada Halil-u Rahman sofrası kuruyoruz” diye cevap veriyor.

Risale-i Nurların sadeleştirilmesine de şiddetle karşı çıkan Mustafa Hoca; “ben Risale-i Nur’u sadeleştirenlere taraftar olmuyorum” diyor.

Hükümet tarafından barış ve kardeşlik sürecinde bölgede kanaat önderi seçilen Mustafa Kılıç Hocaefendi’yi haftasonu Şanlıurfa’ya yaptığımız gezide Risale-i Nur dersanesi olan ve şehir merkezinde bulunan “Haliliye Apartmanı”nda ziyaret ettik.

mustafa_kilic2.jpg

(Mustafa Kılıç Hocaefendi Urfa'daki Haliliye Vakfında arkadaşımız Ömer Çelebi'ye konuştu.)

OKUDUĞUM DİĞER KİTAPLARA BENZEMİYOR

Risale-i Nur’la tanışmanız nasıl oldu, kimler vesile oldu?

On altı yaşına kadar köydeydim, tabi biz duyuyorduk Üstad Hazretlerini, Nur Talebelerini, başka malumatımız yoktu. 1956 senesinde ailece Urfa’ya geldik. Validem beni Üstadımızın cenazesini yıkayan Hacı Molla Hamid’in nezaretinde ilim talep eden talebelerin yanına Arapça öğrenmeye gönderdi. İki sene sonra uzaktan akrabamız olan Halil-i Demo amca bana 1958 senesinde hakikat nurlarını verdi. Okudum ama tabi benim Türkçem az o kadar ilmim yok. Lâkin şunu fark ettim okuduğum diğer kitaplara benzemiyor.

Halil amca bana dedi ki: Mustafa kardeş medreseler var, ilim talebeleri burada hem yazıyorlar hem okuyorlar.  Ben dedim ki peki Urfa’da var mı? Var dedikten sonra bir Pazar günü için anlaştık. Ben, Halil amca, ağabeyim Abdullah ve şimdi milletvekili olan Seydi Eyüpoğlu (o zaman 9-10 yaşlarında idi, bizim evde kalıp okula gidiyordu) beraber Urfa’daki medreseye gittik. Abdullah Yeğin ağabeyin bir odası vardı, orada kalıyordu. İkindi namazını kıldıktan sonra Abdullah Yeğin abi bizi odasına aldı, çay ikram etti, güzel bir sohbet yaptı. İlk medreseyle tanışmam böyle oldu.

Daha sonra 1958 senesinde babam vefat etti, 1959 senesinde ise askere gittim. Ben askerdeyken Üstadımız Urfa’ya gelip vefat etti (1960).

Üstad’ı görebildiniz mi?

Maalesef Üstad Hazretleri Urfa’ya geldiğinde gözümle göremedim.

MOLLA SIDDIK RİSALE-İ NUR’U DAHA ÇOK OKUMAMA VESİLE OLDU

mustafa_kilic3.jpgAskerlikte iken büyük bir aşk ve şevkle Arapça ilmini öğrenmeye karar verdim, “gerekirse Arabistan’a gideceğim” dedim. Ama askerlikten döndükten sonra “seni evlendireceğiz” dediler. Ben reddedip Urfa’da üç arkadaşla Arapça öğrenmeye başladık. Sonra Balıklı gölün kenarında Rıdvaniye Camisi var, caminin odasında kalmaya başladık. Aşku şevkle Arapça öğreniyoruz. Tabi o arkadaşlarla haftada bir nur derslerine de gitmeye başladık.

Arkadaşların da teşviki ile ilkokul diploması aldım açılan sınavı kazanarak imam oldum. Buraya yakın bir camide imamlık yapmaya ve o caminin odasında kalmaya başladım. Hikmet-i ilahiye ile benim kafamda bir boşluk, kalbimde bir sıkıntı, bir ızdırap ve bir ümitsizlik peyda oldu. O arkadaşlarımız da Silopi’ye gidince ben yalnız kaldım. Bir gün dersaneye gittim. Diyarbakır’dan Molla Sıddık adında alim bir zat gelmiş. Çay molasında onunla sohbet ettim. Camiye odama davet ettim. İleriki zamanlarda iki çocuğunu alıp yanıma gelip onlar bir odada ben bir odada kalmaya başladık. Onunla kalınca sık sık okumaya başladık.

RİSALE-İ NUR BENDE İNKILAP YAPTI, DEDİM “BÜTÜN URFALILARI NURCU YAPACAĞIM”

Elhamdulillah Risale-i Nur o okumalardan sonra bende bir inkılap yaptı, ben o vaziyeti anlatamam. Kafamdaki boşluk gitti, ızdıraplarım izale oldu, aşku şevkle bağlandımki sabah namazından başlayıp akşam namazına kadar Risale-i Nur okuyorum. Yani öyle günler oluyor ki on-on beş gün hiçbir yere çıkmadan okuyorum. Öyle bir aşka geldim ki, dedim “bütün Urfalıları Nurcu yapacağım.” Kısa bir müddet sonra da ben Allah’a söz verdim. Dedim “evlenmeyeceğim.” Bu kararımda kimsenin vesilesi olmadı, kimse teşvik etmedi. “Madem Allah bana bu ızdıraplarımdan kurtarmak için Risale-i Nur’u ikram etti ben de ona söz verdim. Evlenmeden, çoluk çocuk sahibi olmadan hayatımı ona feda edeceğim” dedim ve o tarihten beri Risale-i Nur hizmeti ile alakadar olup Şanlıurfa’da dersanede ikamet ediyorum.

ÜSTAD’IN MEVLİDİNİ İLK BAŞLATAN ABDULKADİR BADILLI AĞABEYDİR

Her sene Urfa Nur Talebeleri olarak Bediüzzaman Mevlid’i düzenliyorsunuz. Ve büyük bir katılımla bütün Nur Talebeleri buluşuyor. Mevlid hakkında malumat verir misiniz?

Urfa mevlidi Üstad’ın vefatı ile başladı. Evvela Abdulkadir Badıllı Ağabey’in gayretleri ile oldu. Elhamdulillah o tarihten bugüne hiç inkıtaa uğramadı. Her sene Kadir gecesinin bir gece evvelinde tertipliyoruz. Türkiye’nin her vilayetinden misafirler geliyor. Haliliye mesleğinin belki bir numunesidir. Elhamdulillah mevlid gününe gelenler için bütün kardeşlerimiz misafirlerimizi ağırlıyor. Burada çok büyük bir uhuvvet havası peyda oluyor. Adeta Nur Bayramı oluyor. Vesilenizle tekrar ilan edelim. Urfa Bediüzzaman mevlidi her sene Kadir gecesinin bir gece evvelinde tertipliyoruz. Bütün kardeşlerimizi bu mevlide, İbrahim Halil sofrasına bekliyoruz.

mustafa_kilic1.jpgRİSALE-İ NUR’U SADELEŞTİRENLERE TARAFTAR OLMUYORUM

Son zamanlarda gündemde bir konu var: Risale-i Nurların sadeleştirilmesi. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haşa.. Haşa.. Ben onlara hiç taraftar olmuyorum! Ben demin size bahsettiğim gibi ilk başladığımda ben de anlamıyordum ki ben o dönemin insanıyım. Ama okudukça ve samimane istedikçe Cenab-ı Hak’ta anlamayı ikram ediyor. Benim hayatım da böyle oldu, ilk başta anlamamama rağmen sıkılmadım, terk etmedim. Risale-i Nur’u anlamaya başlayınca da dünya nimetlerini bir tarafa bırakarak hayatımı vakfettim. Evlenmedim, çoluk çocuk sahibi olmadım. Üstad Şualar’da diyor “bir harfi değişirse onun manası değişir.” Daha bugünkü derste okudum. Hulusi abi de diyor ki: “Ben Risale-i Nur’un bir harfini değiştirmeyi cinayet sayıyorum.” Ben de Risale-i Nur’un sadeleştirilmesine fesatlaştırma diyorum.

ANARŞİZMİN YÜKSELMESİNDE DEVLETİN HATASI BÜYÜK

Son zamanlarda Şark vilayetlerinde bir takım husumetler meydana geliyor. Sizce bu hadiseler neden kaynaklanıyor?

Anarşizm meselesinde benim kanaatim o ki devletin hatası büyüktür. Mesela eskiden Batı vilayetlerinde yolsuzluk yapan bir müdür, bir devlet memuru evvela Bitlis’e, Hakkari’ye, Şırnak’a, Van’a, Diyarbakır’a sürgün edilmesi anarşizmin önünü çok açtı. Sicili hatalı olan memur zaten anarşizmin çok olduğu bölgede halkla samimane münasebetleri olmuyor. Batı’da yolsuzluk yapan bir memur Şark vilayetlerinde ıslah olması mümkün değil. Bir kısım dağlarda “Ne mutlu Türk’üm diyene” lafzı hassasiyeti olan Şark insanını anarşizme tahrik etti. Bununla beraber bölgede asırlardır kangren olmuş ağalık sistemi fakir insanlara köle nazarıyla bakarak cehalete kapı açtı. Bazı şeyhler ve hocalar da “bizim ilmimiz bize yeter” deyip anarşizm hastalığının en büyük dermanı Risale-i Nur okunmasına mani oldu. Kanaatimce bu tür hadiseler anarşizmin önünü açtı.

BEDİÜZZAMAN ŞARKTAKİ HADİSELERİ SÖNDÜRECEK ZATTIR

Şark’ta anarşizme nasıl mani oluruz?

Anarşizmi kökünden kazıyacak olan dindir. Bu zaman da ise dine ve Kuran’a en ulvi hizmeti yapan Risale-i Nur’dur. Zira Bediüzzaman Hazretleri; “dinin men ettiği şey fitne ve anarşidir” diyor. Üstad bu bölgenin insanı olduğu için Şark’taki hadiseleri söndürecek zattır. Her yerde Risale-i Nurlar anlatılmalı ve düsturları tatbik edilmeli.  Şimdi her yere gitmek ve anlatmak zor tabi. Bu zamanda televizyon çok kullanılıyor ancak bunun vesilesiyle Risale-i Nur’u güzel okuyan ve anlatan kardeşlerin gidemediğimiz evlere, köylere anlatmaları icab ediyor.
 

Gösterim Sayısı: 1951
Haliliye Vakfı

Biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir.

Web site: www.haliliyevakfi.org.tr E-Posta Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum Ekle

Tüm alanların doldurulması zorunludur. Yorumunuz, yönetici onayından sonra yayınlanacaktır.